Ana Menü
Kullanıcı Girişi
Yakınlıklar

![]() | Bugün | 21 |
![]() | Dün | 57 |
![]() | tüm | 83412 |
| DİSİPLİN İKTİDARI BEDENDEN KOPARIYOR |
|
Günümüzün temel sorunlarından biri, dışarıdan dayatılan “benlik” ve “özne” biçimleridir. Foucault, bu benlik ve özne biçimlerinin içselleştirildiği sistematiği anlatırken “kimlik”, ”bireysellik”, ”özne” ve “öznellik” gibi kavramları kullanır. “Kimlik” veya “bireysellik” kavramlarından kastettiği, insana atfedilen deneyimler ve varolma biçimleri kümesidir. İnsanların deneyimlerine kendi bireyselliklerini yerleştirmeleri, kişiyi “kimliğin öznesi” durumuna getirir. Yani “özne olmak” ve “öznellik” için, kişinin deneyimlerle olan ilişkisinde deneyimlere ait özellikleri kendine pay etmesi, deneyimi kendine ait kabul etmesi anlamında kullanılabilir. Mevzu bahis kimlikler insanlarca kabul edildikten sonra, artık denetlenebilecek ve manipüle edilebilecek “grup”ları oluştururlar. Böylece toplumsal düzenin; özellikle ahlak alanının yapıtaşları kurulmaya başlanır.
“Yanlış” davranış, artık bu kimliklerin niteliklerinden yola çıkılarak “yanlış” olma özelliğini alır. Veya “doğru” kavramı bu kimliklerle açıklanır. Ben davranışlarımı bu kimliklere göre düzenleyebilirim; bunun için davranışlarıma gönüllü olarak kısıtlama getiririm. Örneğin hırsızlık yapmanın yanlış bir şey olduğuna inanmasam da hırsızlığın suça eğilimlilik olarak görüldüğünü ve dolayısıyla tutuklanmama neden olabileceğini düşünerek bu eylemden kaçınabilirim. Böylece “yanlış” olarak tanımlanan şeyin “yanlış” olduğunu da kişisel olarak kabul etmiş olurum. Bu sistem çok sıkı ve ayrıntılı örülmüştür. Artık sadece hırsız kimliği taşıyana değil, dışarıdakilerin davranışlarına da “disiplin” ile kısıtlama getirmektedir. Bu şekilde; ne kadar çok kimliği kendimden uzak tutmaya çalışırsam, düşüncelerimi ve davranışlarımı da o kadar kısıtlarım. “Belli kimliklerin sakıncalı, yanlış ya da arzu edilemez olarak sınıflandırılması dolaylı olarak başka bir kimliği dayatmanın yolu olarak görülebilir.” 1 Bu sistemin en temel araçlarından biri de okul eğitimidir. Okulda çocukların kimlikler konusunda sınıflandırmaları sorgusuz sualsiz kabul etmeleri beklenir. Louis Althusser de okul eğitiminin, ideolojinin temel aygıtlarından biri olduğunu söyler. Althusser’ e göre; okula giden çocuk, toplumun belirlediği “özne” konumuna yerleşmeye başlamıştır. İşte bu sebeplerden dolayı Foucault, “günümüzün politik, etik, toplumsal, felsefi” sorununun kendimizi “yüzyıllardan beri zorla dayatılmakta olan” bir tür bireysellik ya da kimlikten kurtarmak olduğunu söylüyor. “İnsanlar zevklerini bu kimlik aracılığıyla buluyorlarsa kimliği dışlamamalıyız, ama bu kimliği evrensel bir etik kural olarak kabul etmemeliyiz. 2
Foucault “iktidar” kavramını kullanırken şunu kastediyor; bireylerin düşüncelerini kontrol edebilen, tercihlerini değiştirebilen, öğrenme biçimlerine, gündelik yaşamlarına kadar sinen bir varolma biçimi. Bedeni kontrol altına alan şey. Her şeyi kuşatan şey. İktidar aslında her şeyin olmasını, şeylerin, bilginin, söylem biçimlerinin ve hazzın üretilmesini sağlayan araçtı. İktidar alanındaki değişim ( ya da geçiş dönemi ) Foucault’ a göre hapishanelerin benimsenmesiyle gerçekleşiyordu. Foucault, hapishane ve iktidar ilişkisini 1820 yılında saptanan “hapishanelerin suçluları namuslu insanlar haline getirmektense suçluyu daha fazla suça teşvik ettiği” düşüncesiyle açıklamaya başlar. XVIII. Yüzyılda cezalandırma yöntemleri çok şiddetliydi. Bazı suçlular ise halk tarafından kabul görüyordu. Bu suçlular burjuvazinin ve aristokrasinin mal varlığının korunmasında “işe yarayan” suçlulardı. Çünkü ; “sanayi toplumu zenginliğin doğrudan doğruya ona sahip olanların değil, onu işleterek kar elde etmeyi sağlayanların elinde olmasını gerektirir. Bu zenginlik nasıl korunur? Elbette katı bir ahlakla: XIX. Yüzyıl toplumu üzerine tepeden düşmüş olan bu korkunç ahlaklılık cübbesi buradan kaynaklanır.”3 Bu yüzden halkı ve suçluları kesin bir çizgiyle ayırmak gerekiyordu. Suçluları her türlü ahlaksızlığı ve kötülüğü yapabilecek kişiler olarak göstermek, hapishaneye giren birisinin damgalanmasına ve “potansiyel suça eğilimli kişi” olarak yeni bir kimliğe bürünmesine sebep oluyordu. Böylece hapishane, suçluyu profesyonelleştiriyordu. Zengin birinin hırsızlık yapmasının yoksul birinin hırsızlık yapmasından daha vahim olması durumuna Foucault şöyle bir açıklama getiriyor:“bazı tehlikeler içeren açıklayıcı bir söylem de, bununla iç içe geçmiş olarak karşımıza çıkmıyor mu? Hırsızlık yapıyor, çünkü yoksul, ama tüm yoksulların çalmadığını biliyorsunuz. Dolayısıyla, onun çalması için iyi gitmeyen bir şeyler olması gerekiyor. Bu “bir şeyler” onun karakteridir, ruh halidir, eğitimidir, bilinçdışıdır, arzusudur. Sonunda, suç işlemeye eğilimli kişi bir cezalandırma teknolojisinden, hapishanenin teknolojisinden tıbbi bir teknolojiye gönderilir; yani tımarhaneninkine değilse de, en azından sorumlu kişiler tarafından üstlenilme teknolojisine.”4 Foucault, tıp sisteminin ceza sisteminin yardımcısı olduğunu gösteriyor. Hapishane ıslah etmiyor, iyileştirmiyor veya davranışlarda değişikliğe sebep olmuyor. Aksine, suçu ve suçluyu yeniden yaratıyor, meşrulaştırıyor. Suç işlemeye meyilli insanlar “suç işleyeni gözetlemek” gibi işlerde dahi kullanılıyor. Sistem bunu gerektiriyor. Psikiyatri Foucault’ ya göre, insan grupları üzerinde belli bir ideolojiyi işletmek için kurulmuştur. İktidar yalnızca baskı uygulamıyor, arzuları, zevkleri, bilgiyi üretiyor ve şekillendiriyor. Eğer iktidar sadece baskı ve cezalandırma yöntemleriyle işleseydi, iktidarı kırmak için bunların bilgisine sahip olmak yeterli olurdu. Foucault’ ya göre iktidarın bu derin işleyişini keşfetmek için, onu suçüstü yakalamak gerekiyor. Dolayısıyla iktidarın hayal edildiğinden de güçlü olduğu sonucuna ulaşıyoruz. Suçlu olduğu kanıtlanamayanları bile yargılayan ve cezalandıran şey faşizmin varlığıdır. Bu sistem içerisinde “suç” sayılmayacak ama iktidarın onaylamadığı davranışlar “hastalık” olarak nitelendirilir : “Günümüzde Fransa’da hasta grupları vardır, böyle adlandırılan –terim bulanıktır, güçlükleri olan, sorunları olan insanlar demek daha doğru olur-, küçük cemaatler oluştururlar, birbirlerine dayanarak sorunlarını çözmeye çalışırlar, “düzenleyici” olan dışarıdan kişilere çağrı yaparlar. Bunlar, kendi sorunlarının özyönetimcisidir.”5 Foucault, ceza sisteminin içinde bir cezalandırma sisteminin varlığını sürdürdüğünü, bu sistemin hastanelere, okullara, hapishanelere vb.’ ye nüfus ettiğini göstermeye çalışıyor. “Modern toplumda kendine has bir tezahür tarzı olan iktidar, zannedildiğinin aksine hapishanelerde insanlara eziyet ederek, cezalandırarak işleyen bir şey değil. Aksine hapsedilen insanlara uygulanan işlem dolayısıyla hapsedilmediği düşünülen bireyler üzerinde uyguladığı pozitif-tanımlayıcı "suçsuz" kategorik ayrımı iktidarın nüfûzunu daha fazla taşır.”6 Toplum, bir gözetleme altındadır, bir rehabilitasyon öğesidir. Deniz EMEK - KOÜ, Felsefe |
ÜCRETSİZ KURS VE ATÖLYELER
İstanbul, Edirne ve Kocaeli Öğrenci İmecesinin her dönem yürüttüğü ücretsiz atölye ve kurs faaliyetleri sürmektedir.



