------------- Kocaeli İmece ------------- İstanbul İmece ------------- İzmir İmece ------------- Edirne İmece ------------- Ankara İmece -------------
Otobüs Camından Şehrin İsyancılarına
     Şehir; otobüslerde sıkışmış sabah yolcuları, takıları ve tribiyle dolaşan boyalı kızları, mafyaya özenen jölelenmiş saçlı erkekleri,  ev için alışverişe çıkmış ve eve dönünce akşama yemeği, temizliği yetiştirecek ev kadınlarını, elindeki selpakları paraya çevirmeye çalışan yüzü kirli çocukları, aynı masanın önünde erkenden yaşlanmış emekli memurların aynı sokakta her gün turlamalarını ve tüm bu insanların türlü türlü saçmalıkları kovalamasını, anlamsız koşuşturmaları ya da bezginliklerini yaşar bünyesinde her gün sıkılmadan.  Bu tekrarlayan öykünün adıdır hayat ve otobüs camından dokunaklı bir müzik eşliğinde izlendi mi kurulu ekonomik ve toplumsal düzeni ile insanlara küçük roller verip piyonlaştıran şehrin gerçekleşmeyen düşler karşısındaki galibiyeti algılanır şehrin otobüs camına yansıyan küçük bir karesine girip çıkan farklı insanların yüzlerinden.  İnsanlığı değil benzer yaşamlar arasından ona düşeni yaşayan bu yüzlerin aradığı mutluluk yarına saklanır hep yılmadan. Yarın borçlar bitecektir, yarın spora başlanılacak düzenli bir hayat kurulacaktır, yarın bir dükkan açılacak, işe girilecektir. Bir çoğunun hayatının kadını ya da erkeği yarında onu bekliyordur. Yarın cennetin kapıları açılacaktır bazılarına. Savaşsız, barış içerisinde bir dünya vardır yarında. Yarınlar mutludur, bugünler sıkıcı, dünler duygusal... Bilimsel yöntemin çizdiği ilerleme çizgisi tüm insanlığı mutlu yarınlara taşıyacaktır. Oysa şehrin bu kurulu düzeni çıkıverir hemen bu hayallerin ve düşüncelerin karşısına, namağlup ve güçlü havasıyla. Çoğu zaman biz piyonların sadece kişisel olarak istediğimiz bizi küçük bir hamleyi bile bize çok görür. Küçük ve bencil bir hamle… Şehir asla yenilmez. İstenilen hamleler küçülür, şehir ancak izin verir, ve daha da güçlendirir bu onu. Ve bu bencillik hoşuna gider.

      "İnsan büyüdükçe hayalleri küçülürmüş"

     Çocukken kurulan Süperman olma, canavarları yenme hayalleri giderek  sıradanlaşır, beklentiler azalır hayattan bu gerçekliği daha yakından tanıdıkça. Otobüs camındaki kareden geçen insanların kafalarındaki giderek küçülen veya sıradanlaşan hesaplar birer küçük lokmadır şehir için.

     "Anlat İstanbul" filmine benziyor bu hikaye. Filmin sonundaki "fareli köyün kavalcısı" misali şehrin sakinlerini değil isyancılarını peşine takacak; bizi benliğimize döndürecek, farklı görünmeye çalışarak aynı şehirde yaşama, şehrin ortak düşmanı olma gibi unuttuğumuz ortaklıklarımızı hatırlatacak , otobüslerdeki sıkışmamız gibi birbirimizi görmeden, dirsekleyerek değil gidilecek yerin aynı olması bilinciyle ve birlikteliğin güven verici duygusuyla yan  yana olmamızı sağlayacak klarnet sesi gibi içten çağırıcılara ihtiyacımız var. Şehre küçük lokma olmamak için yaşam serüvenlerimizi ve hayallerimizi ortaklaştıracak, yarını beraber hayal etmemizi ve beraber kurmamızı sağlayacak çağırıcılara... Yarınlara sakladığımız mutluluğu birlikte ararken belki bu birlikteliğin coşkusunda ve mutlu yarınların mücadelesinde bulabiliriz. İnsanlığı ve insanlığı yaşamayı da… 
Eray Yıldız - KOÜ, Bilgisayar Müh.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile