------------- Kocaeli İmece ------------- İstanbul İmece ------------- İzmir İmece ------------- Edirne İmece ------------- Ankara İmece -------------
SİNEMA VE ŞİDDET
       Şiddet, sinemanın her alanında kendini gösteren bir güdüdür. Dünya Sinema Tarihi’ne bakıldığında şiddet temsili ilk olarak Alman Dışavurumcu Sinema ile izleyiciye sunulmaktadır. 1900’lü yıllarda resim, müzik, edebiyat ve mimari alanlarından görülen bu akım sistemin eleştirisi olarak nitelendirilmektedir. Bu yıllarda Almanya’daki politik baskı ve ekonomik çöküntü sanatçıların toplumdaki çarpıklıkları sanatla dışa vurmalarına neden olmuştur. 1919-1939 yılları arasında dışavurumculuk akımı sinemada kendisine bir temsil bulmuştur. 

      Dışavurumculuk akımına dayalı filmlerde şiddet, yönetime ve düzene olan eleştiri ve yakarmanın aracı olarak kullanılmaktadır. Bu akıma bağlı filmlerdeki karakterler baskı, medya ve elit tabaka tarafından edilgin hale getirilmeleri sonucunda sisteme karşı isyan etmektedirler. Bu bağlamda fiziksel şiddet, sinemadaki şiddet temsilini oluşturmaktadır. Şiddet, zihinde yaratılan ütopik dünya imgesine ulaşmakta kullanılacak en etkili yol olarak görülmektedir. Bu filmlerde şiddet temsili, şiddet sahneleri gösterilmeden izleyiciye sunulmaktadır. Alman yönetmen Robert Wiene’nin 1920 yılında çektiği Das Cabinet des Dr.Caligari (Dr.Caligari’nin Odası) filminde şiddet eyleminde bulunan birey ve şiddete maruz kalan kişinin sadece gölgeleri ekrana yansıtılmakta ve karakterlerin abartılı mimikleri ve jestleriyle anlatılmaktaydı. Fritz Lang’in 1927 yılında yönettiği Metropolis filminde de şiddet sahneleri fabrikalardaki makinelerin hızıyla temsil edilmektedir. Bu sahnelerde işçilerin yığın halde fabrikadan çıktıkları ve sisteme karşı isyan etmeleriyle birlikte aralara fabrikadaki makinelerin çalışma görüntüsü eklenmektedir. Fritz Lang’in bir başka filmi olan 1931 yapımı M filmi de İngilizce’deki ‘murder (cinayet)’ kelimesini ifade etmektedir. Filmde işlenen cinayetlerde şiddet eyleminde bulunan kişi, giydiği kıyafetin arkasındaki M harfi ile sembolize edilmekte ve eylemleri ekrana yansımamaktadır. Dr.Caligari’nin Odası filminde olduğu gibi bu filmde de şiddetin etkisi karakterlerin mimikleriyle anlaşılmaktadır.  

      Şiddet sinemasının örneklerinin bolca görüldüğü; fakat sansüre uğradığı 1940’lı yıllardan sonra şiddet olgusuna sinemanın her türünde rastlanmaktadır. 1960’lı yıllara gelindiğinde şiddet temsili, snuff türü filmlerle hayat bulmaktadır. Snuff türü filmlerde bireye uygulanan gerçek şiddet söz konusudur. Bu filmlerde kurgu yoktur, her şey gerçekte yaşanmıştır. Dijital zoom tekniği ile çekilen bu filmlerde, şiddet temsili krizde olan sinema sektörünü canlandırmak amacıyla kullanılmıştır.  

      1970-1980 yılları arasına bakıldığında snuff türü filmlerin yerini slasher adı verilen korku filmleri almıştır. Bu tür filmlerde şiddet temsili, izleyeni korkutmak amacını güderek oluşturulmuştur. Slasher adı verilen bu tür, snuff türü filmlerle benzerlik göstermektedir. Bu filmlerde de insanların katledilmeleri şiddet temsilinin temelini oluşturmaktadır; fakat snuff türü filmlerden farklı olarak bu akıma bağlı filmlerde kurgu önemli bir yer teşkil etmektedir.  

      1990’lı  yıllar ve sonrasına bakıldığında şiddet temsili büyük bir çeşitlilik göstermektedir. Snuff ve slasher türündeki filmlerine, bu dönemde şiddetin nedenlerine, şiddet çeşitlerine ve şiddet yaklaşımlarına değinen filmler de eklenmektedir.  
 

CANSU URAS

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile