|
Gülbeyaz salona girdiğinde, ıslak bir güvercin gibi titriyordu. Saçları dağılmış, üzerindeki beyaz gelinlik omuzlarından yırtılmış, paçavraya dönmüştü. Gelinlik yer yer kurumuş kanla lekelenmişti. Çenesinden boynuna doğru, kurumuş kan ince bir yola benziyordu. Omzundaki ezikler, beyaz teninde açılmış mor güller gibiydi. Etrafı yer minderleri ile çevrili bir sedirin üstünde babası oturuyordu. Annesi yanda, ayakta, başı önünde, öylece kıpırtısız, ezik duruyordu. Duruşu çaresizliğin resmiydi. Ağır, zamanın durduğu bir hava vardı salonda. Gülbeyaz’ın titreyen çenesinden çıkan dişlerinin takırtısı bütün odayı dolduruyordu.
|
|
''Metropoldeki çevre kirliliğinden uzak, doğal ortam içindeki bu yurtta ...'' Boğaziçi üniversitesinin internet sitesinde Kilyos yurdu aynen böyle tanımlanmış. Pembe gözlüklerle bakarsak doğru bir tanım. Fakat şehrin içindeki (ana kampüsteki) lüks yurtlara verecek parası olmayan, şehir dışından gelen hazırlık öğrencilerinin barındığı bu kampüs, öğrencilere ilk yıllarını zehir ediyor.
|
Şiddet, sinemanın her alanında kendini gösteren bir güdüdür. Dünya Sinema Tarihi’ne bakıldığında şiddet temsili ilk olarak Alman Dışavurumcu Sinema ile izleyiciye sunulmaktadır. 1900’lü yıllarda resim, müzik, edebiyat ve mimari alanlarından görülen bu akım sistemin eleştirisi olarak nitelendirilmektedir. Bu yıllarda Almanya’daki politik baskı ve ekonomik çöküntü sanatçıların toplumdaki çarpıklıkları sanatla dışa vurmalarına neden olmuştur. 1919-1939 yılları arasında dışavurumculuk akımı sinemada kendisine bir temsil bulmuştur.
|
|
Mutlaka düşünmüşsünüzdür, ''neden açlık,yoksulluk ve ya aşırı zenginlik var? '' diye, evet şuan içinde yaşamaya çalıştığımız hastalıklı düzenin bir eseri bu. Sadece açlık, yoksulluk sorunu değil toplumsal hayata dair herhangi bir sorunla karşılaşıp çözüm bulmak istediğimizde aklımıza gelen ilk sorulardan biri ‘’ Peki ben ne kadar güçlüyüm? Ben kimim ki düzene kafa tutabilir, bir şeyleri değiştirebilirim?’’ olacaktır.
|
|
İnsanoğlu tarihin başlangıcından beri doğaya hükmetmeye ya da üstünlük kurmaya çalışmıştır. Önce bitkiler tüketildi. Sonra hayvanlar evcilleştirildi. İnekte bu hayvanlardan birisidir. Karın tokluğuna yaşamak için hürriyeti elinden alınmış, etinden sütünden gücünden yararlanılmıştır. Salalım çayıra mevlam kayıra da zehirli ot yemeye.. Onun dışında her şey yolunda. İneklerde buna ayak uydurmuşlardır. Çünkü zamanın şartları öyle gerektirdi. Bakınız doğaya, hiç başı boş, evcilleşmemiş inek var mı? Yok! Çünkü hepsi inasanlığın hizmetine girmiştir.
|
|
Herkesin her dönem heves edip aksesuar edindiği, değerini kaybetmez diye yatırım unsuru olarak kullandığı altın hakkında bu anlatacaklarım. Altın, Lidyalılardan bu yana kullandığımız, uzunca sürelerden beri kurları, borsası, şunu bunu olan paranın kat be kat büyümesi için kullanılan en gözde yatırım araçlarından biri. Düğünlerde kilo kilo takıldığında davetlilerin şanını yürüten, yolda gezerken kollara takılan bileziklerle hırsızın, uğursuzun aklını çelen, dönem dönem sarısı, beyazı, yeşiliyle moda unsuru olarak hayatımızdan hiç çıkmayan zenginlik göstergesi parlak bir metal… Bunlar altının bildiğimiz yönleriydi. Peki ya bilmediklerimiz? Altın madenlerinde çalışarak iş kazası sınıfına giren ölümlerle hayatını kaybedenler, altın madeni olan beldede kullanılan kimyasallar sebebiyle civar yerleşkelerde ikamet eden insanların soludukları havanın, içtikleri suyun, yedikleri yiyeceğin zehirle kaplanıp uzun soluklu, acı çekerek ölmeleri… Bunlar insanlar üzerindeki etkileri. Birde yerküreye olan etkileri dolayısıyla ekolojik dengenin katli var mevzuda bahsi geçmeyen.
|
|
…ve ışıklar kapandı.Beyaz perde çekildi.Sesler kesildi.Müzik bitti….Herkes nereye gitti.Hani etrafımda dönen pervaneler.Hani yüksek sesler.Kulağımdaki notalar hangi uçsuz noktada birleşip şarkı oldular.Hangi tonda girdiniz.Yanlış mı bastınız…Bam bam bam Do,Mi,Sol….Sonra tüm sesler kısıldı.Notalar indirildi.Yaprak yaprak döküldü tüm olanlar.
|
|
Günümüzün temel sorunlarından biri, dışarıdan dayatılan “benlik” ve “özne” biçimleridir. Foucault, bu benlik ve özne biçimlerinin içselleştirildiği sistematiği anlatırken “kimlik”, ”bireysellik”, ”özne” ve “öznellik” gibi kavramları kullanır. “Kimlik” veya “bireysellik” kavramlarından kastettiği, insana atfedilen deneyimler ve varolma biçimleri kümesidir. İnsanların deneyimlerine kendi bireyselliklerini yerleştirmeleri, kişiyi “kimliğin öznesi” durumuna getirir. Yani “özne olmak” ve “öznellik” için, kişinin deneyimlerle olan ilişkisinde deneyimlere ait özellikleri kendine pay etmesi, deneyimi kendine ait kabul etmesi anlamında kullanılabilir. Mevzu bahis kimlikler insanlarca kabul edildikten sonra, artık denetlenebilecek ve manipüle edilebilecek “grup”ları oluştururlar. Böylece toplumsal düzenin; özellikle ahlak alanının yapıtaşları kurulmaya başlanır.
|
|
Çocuk... Temel güven duygusuyla dolu, aydınlık gözlü çocuk! Dünya senin çiçek bahçen, insanlar kelebekler, rengarenkler.
|
|
Varmış bir, Yokmuş iki… Bir alaca kuzgunun sırtında, Gezmekteymiş Aksakal’ın teki. Sivri, mor şapkası örtermiş kelini,
|
|